yüz yetmiş birinci dileğim
O gün babalar günüydü, yani dün değil ondan önceki gün…
Dileğimi yazamadım o gün.
Nazarlara geldim diyip sırıtıp işin içinden de çıkabilirim ama yok öyle de değil.
Aşağı yukarı bir kaç dilekten neler olup bittiği anlaşılıyordur.
Koşturmacalar, bozuk bilgisayar, hayatın rayını yeniden döşemeler ve her gün bayılarak yazdığım blogumu aksatacak cinsten saçmalıklar ama hepsine rağmen ben buralarda bir yerlerdeyim hala…
Kısa bir girizgahtan sonra gelelim babalar gününe…
Babalar önemlidir kızları için.
Kızlar da babaları için önemlidir.
Babam benim için önemlidir ve ben de onun için önemliyimdir.
Belki de kimseler okumayacak olsa bugünü başka şeyler yazardım, böyle dedim diye de samimiyetsiz ilan etmeyin beni çünkü öyle değil. Bazılarını yazıyorum ve yazamayacağım hisler de var…
Ben onun ufacık kızıydım, o beni hep bana geç kavuşmanın verdiği özlem ile sevmişti, kat be kat gün be gün artarak…
Herşey akar, herşey değişir.
Onun da mı sevgisi değişime uğradı acaba diye düşünmekteyim son zamanlarda, hani azalmak gibi değil de değişime uğramak gibi. Belki de duyguları aşağıdaki mısralar daha iyi anlatır…
*****
Hayat mı yordu seni, yoksa biz mi?
Nefes almak mı yordu seni?
Gözlerinin yeşiline vuran gölge neden?
Neden bu hep kaçışların benden?
Yorgun hallerinin altında ne var acaba,
Meraklanmak da yasaklandı sanki bizim sokağımızda.
Peki nerede o sıcak poğaça, çay ve muhabbet, sen&ben beşlisi
Uzak kaldı gözlerinin yeşili
Hayatımda sanırım en çok seni şaşırtmak için hediyeler seçtim,
Sanırım bu aralar sen beni anlamamayı ya da bana anlatmamayı seçtin.
Artık gücüm yok benim,
Senin de kalmamış hissetmekteyim.
*****
Tek bir dileğim var benim,
Huzurun ve sakinliğin bize uğraması…